AAlfred Adler, Macaristan'dan
Avusturya'ya göç eden bir ailenin ikinci çocuğu
olarak 1870 yılında Viyana'da doğdu. Babası ticaretle uğraşmaktaydı. 4
yaşına geldiğinde büyüyünce doktor olacağını
söylemeye başlamıştı. Tıp eğitimi ve ihtisasını yapıp göz
hekimi olarak, çalışmaya başlamıştır. 32 yaşındayken bir dostu
ile birlikte tıbbi nitelikli bir dergi çıkartmaya başlamıştır. O
yıl Freud ile tanışarak, psikanalitik akımın içine girmiştir. 37
yaşında iken "Organların Yetersizliği Üzerine İnceleme" adlı
eserini yazmıştır. 40 yaşına geldiğinde ise, bu derneğin başkanı
olmuştur. Adler öğretmenler için çocuk yetiştirmeye
yönelik kurslar, danışmanlık hizmetleri ve eğitimde yeni sistemler
üzerine çalışmalara kendi yaklaşımları ile katılır. Bu
dönemde İnsan Bilgisi adlı kitabını çıkarmıştır. Bu
yıllardan sonra daha çok yurtdışında kongre ve seminerlerden
aldığı davetlere katılır. 59 yaşına geldiğinde Amerika'da Columbia
Üniversitesi'nde iki yıl sürecek öğretim üyeliği
görevine başlar.
Adler'e göre yetersizlik algısı gerçek yetersizlik
durumundan çok daha etkili idi. Bu his insanlarda ya bu durumun
ortadan kaldırılmasına yönelik çabalamaya, ya içine
kapanarak, dünyaya küsmeye ya da antisosyal davranışlarla
çevreye ve çevredekilere zarar verici davranışlara yol
açmaktaydı. Adler'e göre yaşam topluma karşı bir
sorumluluktur. Adler eğitimdeki hatalar sonucunda da çocuğun
ezilmesi, ağır cezalar uygulanması, pasif duruma alıştırılması,
inisiyatif ve yaratıcılığın kullandırılmaması, tek başına bir şey
yapamayacağı duygusunun yerleşmesi görülebilmektedir. Ayrıca
çevre de buna destek olmakta büyükler yanında kendini
ifade etmesi önlenmekte, arkadaşlarının alaylarına müdahale
edilmemesi de buna zemin hazırlayabilmektedir. Kişiler hissettikleri
aşağılık duyguları ile ya başka özelliklerini öne
çıkararak diğer insanlar üzerinde
üstünlüklerini göstermeye çalışırlar ya da
sıkıntı, utanç, endişe ve değersizlik hisleri ile daha dar bir
çevre içine sığınıp, onlar üzerinde baskı kurmaya
çalışabilirler.
Bireyler hangi ydan,cinsiyetten , sosyokültürel çevreden gelirlerse gelsinler öncelikle insandırlar.
Her insan zekası, duyguları ve kültürü ile değerlidir.
Doğan her bebek geleceğimiz için önemlidir. İyi
ürün almak için, toprağa tohum atmak yetmez, ona iyi
bakım vermek gerekir. Sadece başkalarında bulunan, sahip olamadığımız
kaynakları övüp, sahip olduklarımızı görmezden gelmek de
bir aşağılık duygusu ifadesidir. Önemli olan kendi kaynaklarını
diğerlerinin kaynaklarına göre geliştirmek için çaba
sarfetmektir. Bunun için elbette ki, herkes üzerine
düşen görevi yapmalıdır. Siz ancak görevinizi tam olarak
yaparsanız, yakınma hakkına sahip olabilirsiniz. Aksi halde yapılan
yakınmalar kendi değersizlik hislerimizin ve aşağılık duygularımızın
başkalarına yüklenmesi, yansıtılmasından başka bir şey değildir.
Kendinizi ancak daha çok çalışarak, emek harcayıp,
ürün vererek ortaya koyabilirsiniz. Bu da ne yazık ki,
yorulmadan olmaz. Ne kadar acılar yaşanmış olursa olsun, inatla "ben
hala varım" denmelidir. Kararmış gümüşler, gözalıcı
parlaklıktaki gümüşlere dönüşebilir, yeter ki
parlatmak için çabalayın.
